Karşılıklı ama sözsüz bir anlaşmayla birbirlerine hayatları hakkında soru sormadan, fazla konuşmadan yolculukları sürdürürler ama aslında söze dökülmeden konuştukları çok şey olacaktır...
Dünya prömiyeri 2011 Cannes Film Festivali'nde yapılan ve burada Altın Kamera Ödülü (Caméra d'or) sonrasında film, Toronto, São Paulo, Selanik Film Festivali gibi pek çok organizasyonu gezdi. Pablo Giorgelli'nin yönetmenliğini üstlendiği bu yol filminin senaryosunda yönetmenle birlikte Salvador Roselli'nin imzası var.
Bu sırada, Milton Güvenlik adına çalışan sıra dışı "hacker" Lisbeth Salander (Rooney Mara) da Blomkvist'in geçmişini araştırmakla görevlendirilir. Yolları kesişen ikili geçmişten bugüne uzanan bir cinayetler zincirini çözmeye çalışırken, aralarında hassas bir güven köprüsü de oluşacaktır...
Stieg Larsson'un aynı adlı romanından Niels Arden Oplev tarafından sinemaya uyarlanan "Män som hatar kvinnor" , sadece ülkesi İsveç'te değil bir çok ülkede oldukça ses getirince yeniden çevrimi farz yapımlar arasına girdi. Orijinal versiyonu binlerce hayrana sahip serinin Amerikan versiyonunda en güçlü koz ise şüphesiz yönetmen David Fincher.
Orijinal filmde Michael Nyqvist ve Noomi Rapace'in canlandırdığı karakterlerin yerini bu versiyonda Daniel Craig ve Rooney Mara alıyor. İkiliye Christopher Plummer, Stellan Skarsgård, Steven Berkoff, Robin Wright, Yorick van Wageningen ve Joely Richardson gibi isimler eşlik ediyor.
Bir gece yaşamları korkunç bir olayla altüst olur. Provadan çıkan Laura ağır bir cinsel saldırının kurbanı olur. Karısının durumunu öğrenmek için telaş içinde hastanede bekleyen Will’in yanına iyi giyimli bir adam (Guy Pearce) gelir ve ona sessizce, bu olaydan sonra, çifti duygusal olarak çok yıpratacak olan adli süreci yaşamak yerine, adaleti derhal yerine getirmeyi teklif eder. Bir çılgınlık anında çabuk karar vermesi gereken Will bu teklifi kabul eder ve yasal olmayan yollardan düzen sağlamaya çalışan bir yeraltı örgütünün içine düşüverir. Olaylar gitgide daha korkutucu ve tehlikeli bir hal almaya başlar.
Bir vampiri sevdiğinizde, seçim hakkınız kalmaz. Bunun sevdiğiniz kişiyi inciteceğini bile bile nasıl kaçar, nasıl savaşırdınız? Sevdiğinize verebileceğiniz tek şey hayatınızsa, nasıl vermemezlik ederdiniz? Ya onu gerçekten seviyorsanız? Vazgeçilmez bir şekilde bir vampire âşık olmak, Bella Swan için, bir fantezi ve kâbusun gerçeğe karışmasıdır. Edward Cullen'a duyduğu yoğun tutkuyla bir tarafa, kurt adam Jacob Black ile arasındaki derin bağ ile öbür tarafa çekilmiş bir halde, nihai dönüm noktasına ulaşmak için kayıplar ve mücadele dolu çalkantılı bir yıl geçirmiştir. Artık kaçınılmaz bir seçimle karşı karşıyadır; ya ölümsüzlerin karanlık ama çekici dünyasına katılacak, ya da iki kabilenin arasında insan olarak hayatına devam edecektir. Bella artık kararını vermiştir ve kendisini muhtemelen yıkıcı ve anlaşılmaz sonuçları olacak benzeri görülmemiş bir olaylar zincirinin içinde bulur. Önce Alacakaranlık'ta yıpranmış olduğunu, ardından Yeniay ve Tutulma'da da dağılıp koptuğunu gördüğümüz ipler, artık tamamen düzeltilip bir araya gelecek gibi görünüyor. Peki ya bu sonsuza kadar gerçekleşmezse?
Gary Oldman, Tom Hardy, Colin Firth, Mark Strong gibi güçlü bir kadroya sahip olan film, ünlü polisiye yazarı John Le Carre'nin aynı isimli romanından uyarlandı. Soğuk savaş sonrası İngiliz istihbarat örgütü içinde yaşanan bir köstebek avını anlatacak olan film; örgütün iç çatışmalarını, hesaplaşmalarını, müthiş entrikaları, devletler arası değiş-tokuşları, üstte ve altta var olan ilişkileri, stratejileri gözler önüne serecek.
1937 yılında Çin'de, ikinci Çin-Japon savaşı sırasında, bir cenaze, bir rahip, John (Christian Bale)
defin hazırlamak için Nanjing'deki Katolik kilisesine gelir. Vardıklarında kendisini yalnız
yetişkin manastır kız öğrencileri ve Yakın bir yerde genelev fahişelerden oluşan bir grup arasında bulur.
Her iki grubun arasında kendini istemediği bir pozisyonda bulsada, işgalci Japon ordusunun dehşet koruyucusu, fedakarlık ve onurun anlamını keşfeder.
A secret hidden for centuries releases a deadly zombie assault on an unsuspecting group of friends. The group must overcome the ravenous evil as they seek: answers, freedom, and safety.
Tae Gun-Ho (Jung Jae-Young) is a cold-blooded debt collector, but he is also in debt himself. He goes back to his old apartment that is being demolished and discovers a cassette recorder that his deceased son played with. Gun-Ho doesn’t remember how his son died due to his memory suppressing a traumatic event.
On the day that Gun-Ho pays off his debts, he passes out in his car at a stop light. At the hospital he is diagnosed with liver cancer. Gun-Ho learns that he doesn’t have much time left to live. He needs to find a liver donor within the next 10 days. His son died five years ago and donated his organs to five other people. Gun-Ho contacts these five people to ask if they can donate a liver to him. Four of those persons refuse. There is one person left.
Cha Ha-Yeon (Jeon Do-Youn) is in prison and she is the last person on Gun-Ho’s list. Gun-Ho makes a visit to prison and asks her to donate a liver. She says yes, but under one condition. Ha-Yeon will be released from prison in a few days and Gun-Ho must find a guy named Jo Myung-Suk (Lee Kyeong-Yeong) before then. Gun-Ho is able to fulfill his part of the deal.
On the day of her release, Gun-Ho is there waiting for her. While driving out of the prison parking lot they are ambushed by gangsters looking for Ha-Yeon. They barely escape after a mad car chase. When they stop at a highway rest stop, Gun-Ho goes to get Ha-Yeon medicine. In the meantime, Ha-Yeon jumps into driver’s seat and takes off.
Ha-Yeon heads to Busan to get back the money Jo Myung-Suk stole from her. Years ago, Jo Myung-Suk and Ha-Yeon ran a ponzi scheme. Jo Myung-Suk turned Ha-Yeon in to the police as the scapegoat. Meanwhile, Suwayi (Oh Man-Seok), a Korean-Chinese street gang leader, is in hot pursuit of Ha-Yeon for the money he lost to her in the ponzi scheme. Gun-Ho also heads to Busan to get Ha-Yeon to follow through on her deal before it’s too late him. The countdown begins …
Hızlı ve Öfkeli 5’te Vin Diesel ve Paul Walker, hız üstüne kurulu, patlamaya hazır serinin tüm filmlerinden tekrar bir araya gelen yıldızlar kadrosunda başı çekiyor. Bu macerada eski polis Brian O’Conner (Paul Walker), kanunların karşı tarafındaki eski suçlu Dom Toretto (Vin Diesel) ile ortaklık yapıyor. Dwayne Johnson, en son büyük yarış için geri dönen sevilen isimler, Jordana Brewster, Chris “Ludacris” Bridges, Tyrese Gibson, Sung Kang, Gal Gadot, Matt Schulze, Tego Calderon ve Don Omar’a katılıyor.
Brian ve Mia Toretto (Brewster), Dom’u özgürlüğüne kavuşturduktan sonra, yetkilileri atlatmak için sınırları geçtiler. Şimdi Rio de Janeiro’nun bir köşesinde ortaya çıkıyorlar. Özgürlüklerini kazanmak için son bir işe asılmak zorundalar. Alışılmadık müttefikler, en iyi yarışçılardan oluşan seçkin ekiplerini bir araya getirirken, onların ölmesini isteyen ahlaksız iş adamından kurtulmanın tek yolunun, onunla karşılaşmak olduğunu biliyorlar. Ama onların peşine düşen sadece bu iş adamı değil.
İnatçı federal ajan Luke Hobbs (Johnson) asla hedefini kaçırmıyor. Dom ve Brian’ın izini sürmekle görevlendirilince, onları yakalamak için ekibiyle birlikte kapsamlı bir operasyon başlatıyor. Şimdi Hobbs, başka biri elini çabuk tutup onları yakalamadan önce, avını köşeye sıkıştırmak için içgüdülerine güvenmek zorunda
Cem Yılmaz Orkestra Şefi Performansı Sırasında Yaptığı Esprilerle Salondakileri Kahkahaya Boğuyor.
10 Mart 2011 tarihinde Borusan Kültür ve Sanat Vakfının katkıları ile BİFO'yu (Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası) konuk şef olarak ikinci kez yöneten ve izleyenlere unutulmaz bir gece yaşatan Cem Yılmaz ile BİFOnun eğlenceli klasik müzik konseri şimdi DVD'de.
Cem Yılmaz, Gürer Aykal, BİFO'nun başarılı müzisyenleriyle yapılan unutulmaz söyleşiler ve fotoğraf galerisi gibi izlemekten büyük keyif alacağınız dopdolu özel seçenekleriyle bu DVD'yi sakın kaçırmayın.
güzel film










































